
Türkiye Ekonomisi Haftalık Görünüm 25 Nisan 2026
Dr. Mustafa Adıgüzel'in Haftalık Ekonomi Yorumu
Haftalık Görünüm: Dr. Mustafa Adıgüzel’in Haftalık Ekonomi Yorumu
Sıkılaşmanın Asimetrik Yükü: Kim Dayanıyor, Kim Çöküyor?
Türkiye ekonomisi nisan ayının son haftasında, para politikasının reel sektör üzerindeki etkisinin artık veri olarak tescillendiği bir tabloya girdi. Merkez Bankası faizi değiştirmedi; ama bu kez piyasanın beklediği sinyal seviyeden değil, metinden geldi. “Yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruş” ifadesi, kademeli gevşeme beklentisini erteledi ve yılın ikinci yarısına ilişkin iyimserliği tekrar sorgulatır hale getirdi. Meselenin özü şu: Türkiye, faizi indirmeden reel sektörün nefes almasını bekleyemez; ama faizi indirmeye de zemin yok.
Sanayi Durma Noktasında, Tüketim Yapay Canlılığını Koruyor
Nisan verileri ekonomide üretim ile tüketim arasındaki kopukluğun derinleştiğini gösteriyor. Bir yanda Reel Kesim Güven Endeksi 98,6 ile 100 eşiğinin altına düştü; kapasite kullanım oranı %74 ile tarihsel ortalamanın belirgin altında seyrediyor. Genel gidişata ilişkin değerlendirme endeksi ise ağustos 2022’den bu yana en düşük seviyesine inerek 79,9’a geriledi. Bu, firmaların ileriye bakışının son dört yılın en karamsar noktasında olduğu anlamına geliyor.
Öte yanda tüketim bu tabloyla çelişir görünüyor. Yüksek faize rağmen perakende talebin canlılığını korumaya devam etmesi, ilk bakışta olumlu bir işaret gibi sunuluyor. Ama değil. Bu tüketim direnci, reel gelir artışından değil; enflasyon beklentisinin yüksek kalması nedeniyle erteleme maliyetinin tasarruftan yüksek görünmesinden kaynaklanıyor. Hanehalkı bu hafta 12 aylık enflasyon beklentisini %51,56’ya taşıdı. Tüketici parayı elde tutmanın çare olmadığını düşünerek harcıyor; bu durum sağlıklı talep değil, beklenti çöküşünün yansımasıdır.
KOBİ’ler Yapısal Bir Sıkışmada
Tablonun en kritik kırılması kapasite kullanım verisinin ölçek bazında ayrışmasında. Büyük ölçekli firmalar %76,9 ile görece ayakta dururken KOBİ’ler %67,4’e inerek tarihsel dip bölgelerine yaklaştı. Bu fark tesadüf değil; büyük firmalar sermaye piyasalarına, dış finansmana ve kurumsal bankacılığa erişebildiği için yüksek faiz ortamında daha dayanıklı. KOBİ’ler ise büyük ölçüde ticari kredi ve banka kredisine bağımlı; mevcut faiz koşullarında bu kanala erişim ya tamamen kapandı ya da sürdürülemez maliyetlere dayandı.
İhracat sipariş beklentilerinin son 12 yılın en zayıf dönemine gerilemesi bu tablonun doğal sonucu. Tekstil, hazır giyim ve mobilya gibi emek yoğun sektörler hem iç talep hem de dış rekabet gücü açısından sıkışmış durumda. Bu sektörlerde üretim daralması aynı zamanda istihdam kaybı anlamına geliyor. Şubat verileri sanayi sektöründe 156 bin kişilik net istihdam azalmasını tescilledi. Bu rakam, enflasyonla mücadele politikasının reel ekonomideki sosyal maliyetinin somut bir ifadesi.
Enflasyon: Çıpa Kayıyor, Beklenti Yönetimi Güçleşiyor
Dezenflasyon sürecinin önündeki en büyük engel artık talep değil, beklenti. Merkez Bankası yıl başından bu yana faiz indirimi yapmadan dezenflasyon sürecini yönetmeye çalışıyor; ancak nisan verisi bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Hanehalkı beklentisi ile piyasa katılımcıları beklentisi arasındaki makas 28 puana genişledi. Bu iki grup aynı veriyi görüp farklı sonuçlara ulaşıyor: Piyasa yavaşlamayı fiyatlıyor, hanehalkı enerji şokunu fiyatlıyor.
Yakıt ve enerji beklentisinin şubattan nisana 10 puan birden sıçrayarak %34,96’ya çıkması bu ayrışmanın özü. Hürmüz krizi, Türkiye’nin enerji ithalatçısı kimliğiyle birleşince enflasyon beklentileri üzerinde kalıcı bir yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Kurdaki görece istikrarlı seyir bu baskıyı dengelemeye yetmiyor. 12 ay sonrası dolar beklentisi 7 TL gerilemiş olmasına rağmen hanehalkı enflasyon beklentisi yükselmeye devam etti. Bu, kur çıpasının beklenti yönetimindeki işlevselliğinin zayıfladığına işaret eden önemli bir sinyal.
Dış Denge ve Rezerv Görünümü: İstikrar Koşullu
Mali cephedeki tablo görece olumlu. Swap hariç net rezerv son iki haftada 20 milyar dolar artarak 39,6 milyar dolara ulaştı. Bu, kısa vadeli şoklara karşı TCMB’nin elini güçlendiriyor. S&P’nin BB-/B notunu ve “durağan” görünümü teyit etmesi de bu rezerv birikimine verilen kredi notudur.
Ancak bu istikrar koşullu ve kırılgan. Şubat itibarıyla finansal kesim dışı firmaların net döviz açığı 200 milyar dolara, döviz yükümlülükleri ise 385 milyar dolara ulaştı. Bu ölçekteki kırılganlık, döviz kurunda ani bir değer kaybı yaşanması halinde şirket bilançolarında zincirleme bir tahribat potansiyeli taşıyor. Rezerv birikimi bu riski tamamen ortadan kaldırmıyor; yönetilebilir kılıyor.
Cari denge açısından Hürmüz krizinin enerji ithalat faturasına yansıması henüz mart-nisan verilerinde tam olarak görülmedi. Brent petrolün 100 dolar üzerinde seyrettiği her ay, Türkiye’nin cari açığına aylık 1-2 milyar dolar ek yük bindiriyor. Bu tablonun yılın ikinci yarısında denge üzerinde belirgin bir baskı oluşturması kaçınılmaz.
Yapısal Yeniden Konumlanma: Vergi Paketi Ne Anlama Geliyor?
Haftanın en önemli yapısal gelişmesi Cumhurbaşkanlığı vergi paketiyle geldi. İmalatçı ihracatçılar için kurumlar vergisinin %20’den %9’a indirilmesi ve İstanbul Finans Merkezi’ne sağlanan kapsamlı vergi muafiyetleri, hükümetin ekonomi modeli açısından önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Paket açıkça üretim-ihracat eksenine ve finansal merkez konumlanmasına öncelik veriyor.
Bu tercih doğru yönde; ancak etki gecikmeli olacak. Kurumlar vergisi indirimi kârlılık denklemi üzerinde ancak bir-iki çeyreklik gecikmeyle yatırım kararlarına dönüşüyor. Kısa vadede büyümeyi taşıyacak olan bu teşvik değil, iç tüketim ve kamu harcamaları olmaya devam edecek.
Önümüzdeki Hafta: Kritik Veri Akışı
Yurt içinde işsizlik verisi ve dış ticaret dengesi açıklanacak. İşsizlik, sanayi istihdamındaki kaybın ne kadar hızlı servis sektörüne yansıdığını gösterecek. Dış ticaret dengesi ise enerji faturasının mart ayında cari dengeyi ne ölçüde baskıladığını tescilleyecek. Küresel tarafta Fed, ECB ve BoE kararları ile ABD’nin ilk çeyrek büyüme verisi Türkiye’ye yönelik portföy akışlarını etkileyen dış finansman koşullarını şekillendirecek.
Büyük resimde mesaj değişmedi: Türkiye ekonomisi reel sektör üzerindeki parasal sıkılaşmayı taşımaya devam ediyor; büyük firmalar ayakta, KOBİ’ler zorlanıyor, tüketici harcıyor ama beklentisi bozuluyor. Denge kırılgan, istikrar koşullu.



