
Çin: Büyüme Rakamlarının Ardındaki Yapısal Sorunlar
Çin Büyüme Rakamlarının Ardındaki Yapısal Sorunlar
Çin Büyüme Rakamlarının Ardındaki Yapısal Sorunlar
Giriş
Türkiye’de kendisini ekonomist olarak tanıtan birçok kişinin kronik bir sorunu var. O da veriye dayanmadan analiz yapmaya çalışmak ya da sadece düşüncesini pekiştiren verileri kullanmak. Çin ihracat ve üretim verilerini incelediğimizde muazzam bir endüstri gücünü görebiliyoruz. Ancak bu yapının kendine özgü birçok sorunu bulunuyor. Bugün analizde bu sorunlara değineceğiz.
Çin ekonomisinden gelen son veri seti, makroekonomik analizde manşet ile alt detaylar arasındaki uçurumu gösteren ders niteliğinde bir tablo sunuyor. 2025’in son çeyreğinde GSYH, çeyreklik bazda %1,2 büyüyerek beklentileri aştı. Pekin’in teşviklerinin büyümeyi kağıt üzerinde tuttuğunu görüyoruz. Ancak motorun kaputunu açtığımızda, içeride dişlilerin birbirini tutmadığı, yapısal bir sorunların derinleştiği bir manzara ile karşı karşıyayız.
Bu tabloyu Finera perspektifiyle dört ana başlıkta okumamız gerekiyor:
1. Tarihi Kırılma: Yatırım İştahı 1989’dan Beri İlk Kez Eksi
Belki de veriler arasındaki en çarpıcı nokta burası. Çin’in büyüme motoru olan Sabit Sermaye Yatırımları, 2025 genelinde %3,8 daraldı. Bu, Tiananmen olaylarının yaşandığı 1989 yılından bu yana görülen ilk yıllık düşüş. Özellikle gayrimenkul yatırımlarındaki %17,2’lik çöküş, inşaat odaklı büyüme modelinin resmen iflas ettiğini gösteriyor. Altyapı yatırımlarının bile eksiye düşmesi, devletin de frene bastığının kanıtı.
2. Tüketici Güven Bunalımında
Perakende satışlar Aralık ayında sadece %0,9 büyüyebildi (Aralık 2022’den beri en zayıf veri). Hanehalkı, düşen konut fiyatları ve zayıf istihdam piyasası kıskacında cüzdanını kapatmış durumda. Konut fiyatlarının 30 aydır aralıksız düşmesi (Aralık’ta -%2,7 ile düşüş hızlandı), Çinli tüketicinin en büyük varlık kalemini eritiyor. Servet etkisi negatif çalıştıkça, iç talep de canlanmıyor.
3. Sanayi Çarkları İhracata Dönüyor
Sanayi tarafında kapasite kullanım oranı %74,9. Aslında fena olmayan bir rakam. Ancak iç talep yokken üretimin devam etmesi, atıl kapasite sorununu büyütüyor. Bu durum, Çin’in küresel piyasalara deflasyon ihraç etmeye devam edeceği, yani fiyat kırarak mal satmaya çalışacağı anlamına geliyor. Bu da küresel ticarette rekabeti ve korumacılık önlemlerini daha da kızıştıracaktır.
4. Demografik Uçurum: Japonlaşma Sendromu
Ekonomik verilerin ötesinde, Çin’in uzun vadeli geleceğini tehdit eden asıl veri nüfustan geldi. Nüfus üst üste 4. yılda da azalarak 3,39 milyon kişi eridi. Doğum oranlarının tarihi dip seviyelere inmesi ve 60 yaş üstü nüfusun %23’e ulaşması, Çin’in “zenginleşmeden yaşlandığını” doğruluyor. Bu konuda en büyük itiraz işgücüne olan talebin azalmasından “dijitalleşme” yaşandığı savıyla geliyor. Yine son derece eksik bir yaklaşım.
Ekonomi sadece arz cephesinden ibaret değil. Hizmeti verecek robot ya da teknolojiden hizmeti alacak biri gerekli. Yani tüketici. Tüketim gerilerken nüfus hızla eriyor ve yaşlanıyorsa uçağın bir motorunda son derece kronik bir sorun var demektir. Tüm ekonomi altyapınızı rakiplerin size asla yetişemeyeceği ve ihracatınızın durdurulamayacağı varsayımıyla yaparsanız bugün Avrupa ya da ABD’nin yaşadığına benzer bir sorunla karşılaşırsınız.
Bu nedenle demografik yapı, önümüzdeki yıllarda işgücü arzını ve tüketim potansiyelini kalıcı olarak baskılayacak en büyük risk.
Sonuç ve Öngörü
Pekin yönetimi iç talep ve tüketim politikalarında günü kurtarmaya çalışıyor. Çoğunlukla ihracata yüklenerek, ihraç pazarları yetiştirerek sorun çözülmeye çalışılıyor. Ancak bu kadar yapısal sorunların olduğu bir ekonomi de risklerin bir gün gerçekleşmesi kaçınılmaz.



